ANASAYFA   KÖYÜMÜZ   FORUM   ;GÖNDERİLER   FOTO GALERİ   MESAJ YAZ   BİZE ULAŞIN
Üye Girişi
AKHASAN KÖYÜ
 
 BAŞKANIN MESAJI
 DERNEK YÖNETİM KURULU
 DERNEĞİMİZ
 KURUM VE KURULUŞLAR
 İLÇEMİZ ÇERKEŞ
 KÖY KONAĞIMIZ
 KÖYÜMÜZDEN HABERLER
 YÖREMİZDEN EZGİLER
 ÇEŞMELERİMİZ
 KABİRLERİMİZ
 KÜLTÜRÜMÜZ
 ÇANKIRI YAREN KÜLTÜRÜ
DOST SİTELER
 
 BEDİL KÖYÜ
 HABER18
SİZDEN GELENLER
 

 Şükrü GENÇ    
Ramazan ayı ve oruç 
               (ARŞİV)




 
SİTE YÖNETİCİSİ İLETİŞİM
 

Her türlü istek, görüş ve önerilerinizi Site Yöneticisi Ahmet ÇAVDAR' a ait 0538 714 86 35 nolu telefondan  veya sitemizin mesaj bölümüne iletebilir, Köyümüze ait resim, haber ve her türlü bilgi belgeleri  akhasankoyu@hotmail. adresinden gönderebilirsiniz.


 
ARŞİV
    
 HİCRET.25.07.2010

    Peygamber Efendimizin 53 yaşında iken, miladi 622 yılında Mekke’den Medine’ye  göç etmesine hicret denir. Hicret bir yerden bir yere gitmek, göç etmeye denir. Mekke peygamberimizin doğup büyüdüğü yer olmasından dolayı önemlidir.Mekkeli müşriklerin peygamberimize ve inananlara yapmış olduğu inanılmaz işkencelerin hat safhaya ulaştığı, müslümanların can güvenliğinin kalmadığı, rahatça ibadet etme imkanı kalmadığı bir dönemde Peyganber Efendimiz müslümanların önce Habeşistan’a daha sonra Peygamberimizin akrabaları olan Hazreç’ lilerin de yaşadığı, anne- babasının da kabrinin bulunduğu, Akabe biatlarında müslüman olanların davetine de icabet ederek Medine’ye hicret etmelerine izin vermiştir.  
        
   
Peygamberimiz ashabının hicretinden sonra en son  Hz. Ebu Bekr ile beraber hicret etmiştir. Hz. Ali’yi yatağına yatırıp Mekkeli müşriklerin emanetlerini sahiplerine vermelerini söylemiştir. Sevr dağına gitmesi orada mağaranın girişine güvercinlerin yuva yapması, örümceklerin ağ örmesi Yüce Allah’ın bir koruması olup müşriklerin aczini göstermesidir ve bizler için de bir ibret vesikasıdır. Hicret esnasında bir çok zorluk ve meşakkatten sonra önce Kuba’ya ulaşmışlar ve orada iki hafta misafir olmuşlar ve bir mescit inşa etmişlerdir.

   
Medine’li müslümanlar değerli misafirlerini coşkuyla karşıladılar ve herkes misafir edebilmek için yarış etmişlerdir. Peygamberimizin devesinin çöktüğü arsa parayla satın alınarak Mescid-i Nebevi inşa edilmiştir. Peygamberimiz de Hz. Eyyub el-ensari hazretlerinin yedi ay misafiri olmuştur.
   
Medine islam tarihinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir. İslamiyet burada gelişerek dünyaya yayılmıştır. Müslümanlar burada rahatca ibedet etme imkanına sahip olmuşlardır. Can ve mal güvenliğine kavuşmuşlardır. Medine’de yaşayan Evs ve Hazreç kabileleri yıllarca sürdürdükleri kanlı savaşlara son vererek islamın getirmiş olduğu huzur ve rahata kavuşmuşlardır, kardeşce hayatlarını sürdürmüşlerdir.
 
    Bizim hicretten almamız gereken ders o zamanda yaşayan müslümanlar dinlerini yaşamak için her türlü fedakarlığa katlanmışlar gerektiğinde vatanlarını, ana-babalarını, eş dost akrabalarını, malarını terk etmişlerdir. Bizler de dini değerlerimize sahip çıkarak her türlü güçlüğe göğüs germeliyiz. Bizim için günahları terk etmek önemli olup Allah’ın emirlerine hicret esastır. Bugün esas hicret haramlardan helal olan şeylere yönelmektir.

   Hicret, hicri takvimin başlangıcı kabul edilmiştir. Bu yıl hicri 1431, yıldır.


TÖVBE-17.07.2010

Tövbe, sözlükte geri dönmek manasına gelir. Dinimizdeki anlamı ise; işlenmiş olan suç ve günahtan pişman olup bir daha işlememeye söz verip o günahı terk etmektir. 
   
 Peygamberler dışında hiç kimse günahdan korunmuş değildir,  peygamberler dışındaki insanlar her zaman günah işleyebilirler. Peygamber efendimiz,’ İnsanoğlunun hepsi günah işler, günah işleyenlerin en hayırlısı ise (işlediği günaha pişman olup) tövbe edendir’ diye buyurmuşlardır. Tövbe, günah işleyen insanlara yüce Allah’ın günahdan kurtulmaları için tanıdığı bir fırsattır, insan şartlarına uygun olarak tövbe edip Allah’ın kapısını çalarsa günahları affolunur. Kişi asla Yüce ‘Allah’dan ümidini kesmemelidir. 
   
 Allah’ın rahmet ve mağfireti sonsuz olup, kullarının huzuruna günahkar olarak gelmemeleri için onların tövbelerini kabul eder. Tövbe edenlerin kurtuluşa ereceklerini müjdeler.Günahtan pişman olarak tövbe edip o günaha bir daha dönmemek üzere yapılan tövbe nasuh tövbesidir. Yaşmaktan ümidini kesenler dışındaki insanların yaptığı tövbeler makbul olup ölüm döşeğinde olanların yaptığı tövbe kabul değildir. Peygamber efendimiz günde yetmiş , veya yüz defa tövbe ettiğini bizlere haber veriyor, öyleyse heran tövbe etmeliyiz.Hz. Ali’ye göre tövbenin altı şartı vardır:
   
1-Geçmiş günahlara pişmanlık duymak,
   
2-Vaktinde ve zamanında yapılmayan namz ve oruç gibi farz ibadetleri iade edip yerine getirmek,
   
3-Haksızlık yaptığı kimselerin hakkını ödeyerek helallaşmak,
   
4-Düşmanları ile helallaşmak,
   
5-O günaha b,r daha dönmemek,
   
6-Nefsini günahla büyüttüğü gibi Allah’a itaata eritmek ve nefsine günahların tadını tattırdığı gibi ibadetin hazzını tattırmaktır.
   
 Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır.’ Kulun günahlarına tövbe etmesinden dolayı Allah’ın sevinci, sizden birinizin ıssız çölde devesi ile giderken onu üzerindeki yiyecek ve içecekle birlikte elinden kaçırması üzerine bir ağaç altına gelerek ümitsiz bir halde yaslanıp yattığında devesini yanı başında görmesi üzerine, devenin dizginini tutarak sonsuz sevincinden (Ey Allah’ım Sen Rabbimsin ben de senin kulunum diyecek yerde) yalışlıkla ‘Allah’ım sen benim kulumsun, ben de senin rabbinim’ dediğindeki sevincinden daha çoktur.

DUA-12.07.2010
   
 
   
Yüce Rabbimiz kur’an-ı Kerimde ’Kullarım sana beni sorduğunda (söyle onlara) Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki, doğru yolu bulalar.’ Buyurmak suretiyle biz kullarını dua etmeye, kullukta bulunmaya davet etmektedir.
   
Dua yüce yaratıcıya yönelerek O’ndan istek ve dilekte bulunmaktır. Kulun isteklerine her şeyi işiten ve her şeye gücü yeten Allah cevap verebilir. Başkasının cevap vermesi mümkün değildir. Dua kulun aczini ve fakrını anlayıp yaratanına sığınmasıdır ve ibadetin özüdür. Dua kulun kulluğunu idrakidir ve ibadettir.
   
Kişi dua ettiği zaman Yüce Allah istediği şeyi hemen verebilir, yada ondan daha hayırlısını bu dünyada verebilir, veya o dua sayesinde mükafatına ahirette nail olur.
   Mü’min için dua yemek-içmek gibi bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı erteleyen veya yerine getiremeyenler hem dünya ve hem de ahirette bunun mahrumiyetini tadacaktır.

    Duaya başlamadan önce dikkat edilmesi gereken şartlar şunlardır.

1-             Duayı en çok etkileyen husus kişinin kazancıdır. Helal lokma duanın kabulu için önemli olup, haram yemek duanın reddedilmesi için yeterlidir. Kişi haram ve şüpheli şeylerden uzak durmalı ve harama asla yaklaşmamalıdır.

2- d       Dua için duanın kabul olduğu seher, Cuma ve bayram geceleri gibi mübarek gün ve zamanlar tercih edilmelidir. Her zaman dua edilebilir fakat önemli gün ve geceleri bir fırsat bilerek daha çok dua ve niyazda bulunmalıyız.

3-           Dua ederken haram ve meşru olmayan isteklerde bulunmamak.  İstenmesi haram olan şeyler için dua etmek caiz değildir.

4-           Duada acele etmemek. Her şeyin bir zamanı vardır, zamanı gelince gerçekleşir. Kişi dua ettim kabul olmadı demediği sürece ve duaya devem ettiği müddetce duası kabul olur.

5-            Dua eden kimse içten dua ederek yaptığı duanın kabul edileceğine inanmalıdır. Duam kabul olur mu olmaz mı diyerek dua eden kişinin duası kabul olmaz.

6-           Dua eden kimse korku ve derin bir saygı içerisinde bulunmalıdır. Yüce Allah’ Rabbinize dua edin, yalvararak ve gizli olarak. Muhakkak ki O, haddi aşanları sevmez.’ Buyuruyor.

7-           Dua ednin abdest alması, kıbleye dönerek ve geçmiş günahlarına tövbe etmesi duanın adabı ve kabul olmasına sebeptir.

8-           Duadan önce Allah’a hamd etmek, Peygamberine salat ve selam getirmek.

9-             Duadan önce hak sahipleri ile helallaşmak ve fakir ve yoksullara sadaka vermek.

   Şartlarına uyularak yapılan duaları Yüce Rabbimiz kabul etmektedir. Bizler kulluk bilinci içerisinde acele etmeden ısrarla dua etmeliyiz.


Miraç Kandili - 05.07.2010

   
 08 Temmuz 2010 Perşembe gününü 09 Temmuz 2010 Cuma gününe bağlayan gece mübarek Miraç Kandilidir. Peyganberimizin Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa’ya götürülmesine İsra, oradan göklere yükseltilmesine miraç denir. Miraç yükselme vasıtası, aleti manasına gelmekte olup, uruç kelimesinden türetilmiştir.Uruç, yükselme, yukarı tırmanma manasına gelir. İsra da gece yürüyüşü, gece yolculuğu manasına gelmektedir. Peygamber Efendimizin Mekke’de bulunduğu esnada Cebrail aleyhis- selamın gelip kalbini açarak temizleyip ilim ve hikmetle doldurduktan sonra,  Burak isimli binitle Mescid’i Haram’dan, Mescid’i Aksa’ya oradan da Sidretü’l  Münteha’ya yükselmesi, oradan yalnız başına refref adlı binekle Yüce Allah’ın hitabına mazhar  oması hadisesine Miraç denir.

   Üç yıllık boykotun ardından,Hz. Hatice validemiz ve Ebu Talib’in vefatından sonra Miraç  Peygamber Efendimize bir ikram ve bir tesellidir. Çünkü Allah’ın hitabına mazhar olmak ve semalarda ki buluşmalar mukaddes ve manevi bir yolculuktur. Sırlar ve hikmetleri barındıran bu gece ile ilgili Kur’an-ı Kerim de ‘Kendisine âyetlerimizden bir kısmını göstermek üzere kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı ne yücedir. Hiç şüphesiz O hakkıyla gören ve işitendir.’ Buyrulmaktadır.
   Miraç hadisesi Peygamberimizin önemli mucizelerindendir. Mucize Allah’ın peygamberlerine bir ikram ve onların peygamberliğini destekleyen harikulade olaylardır. Mucize peygamberlere has bir olgudur.
   Miraç’ta beş vakit namaz farz kılınmış, Bakara suresinin son iki ayeti ikram edilmiş, şirk koşmadan ölen mü’minlerin (cezasını çektikten sonra)  affedileceği müjdesi verilmiştir.
   Miraç dönüşü Peyganber Efendimize cennetlik ve cehennemliklerin halleri gösterilmiştir.

      
Miraç gecesinde:

1-Özellikle kaza namazlarımızı kılmalıyız,

2-Çokça Kur’an okumalı ve anlamaya çalışmalıyız,

3-Günahlarımıza tövbe edip af dilemeliyiz,

4-Anne-babalarımızın kandilini tebrik edip hayır dualarını almalıyız,

5-Küs ve dargınları barıştırmalıyız,

6-İslam âlemi ve müslüman kardeşlerimiz için dua etmeliyiz.

   Böyle feyizli ve bereketli geceler Rabbimizin bir lutfudur, bu geceleri iyi bir şekilde değerlendirmeliyiz. Dünyanın meşgaleleriyle bunalan ruhlarımıza, daralan kalplerimize şifa olan bu anların kıymetini bilip gereği gibi idrak etmeliyiz. Tövbe denizinde yıkanıp arınmalıyız. Kalplerimizi her türlü kötülüklerden arındırmalıyız.
   
Kandilinizi tebrik eder hayırlara vesile olmasını niyaz ederim. Daha nice mübarek kandillerde buluşmak ve arınmak dileklerimle kandiliniz mübarek olsun.


Evlilik ve Düğünlerimiz -27.06.2010

   Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim de ‘Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler Allah onları lutfuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir’ buyurmak suretiyle bekar olanların evlen(diril)melerini istemektedir. 
   
İnsan yaratılış gereği, neslinin devamı, cinsel ihtiyaçlarının helal yollardan giderilmesi, eşlerin birbirlerine maddi ve manevi yardımları, ruhen ve bedenen huzura kavuşması açılarından evliliğe ihtiyaç duymaktadır. Fıtrat gereği insan bir eşe ihtiyaç duyar, bu ihtiyacın evlilikle giderilmesi insana ve topluma faydalıdır. Hayasızlığın ve ahlaksızlığın toplumda yaygınlaşmaması için evlilik önemlidir. ‘Size, dini, ahlaki yaşantısı hoşunuza giden kimseler geldiğinde onları evlendirin. Aksi takdirde yeryüzünde kargaşa ve büyük bir ahlaki bozukluk olur,’ buyuran Sevgili Peygamberimiz biz müslümanları uyarmaktadır. 
   
Evlenecek gençlerin dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamaları açısından dindar, ahlaklı, kendi değerlerine uygun insanlarla evlenmeleri önemlidir. İnsanların sadece maddi yönleri öne çıkarılarak yapılan tercihler çoğu zaman ileride proplemli olabilmektedir. Ailelerin de çocuklarının mutluluğu için istemedikleri insanlarla zorla evlendirmemeli ve onlara baskı yapmamalıdırlar. Gençler de evlilik gibi önemli meselede ailelerinin telkinine kulak vermeli onları yok saymamazlık da bulunmamalıdırlar. Ortaklaşa karar verilip uygun olan eşler tercih edilmelidir.
   
Gençlerin resmi evlilikten önce dini nikah kıydırarak beraber olmaları ileride doğabilecek olusuzluklar da göz önünde bulundurularak doğru değildir. Hak sahiplerinin mağdur olmamaları için önemlidir. Nikah da aslolan dinen ve hukuken geçerli olmasıdır. Düğün ve nikahdan önceki nişan dönemi düğün ihtiyaçlarının temini ve kişilerin birbirlirini tanımaları açısından önemlidir. Fakat bu dönemde resmi nikah olmadığı için mahremiyet kurallarına uyulması şarttır. 
   
Peygamber Efendimiz düğünlerin neşe ve coşku içerisinde yapılmasını uygun görmüş, israftan uzak ve sade bir şekilde düğünler yapılmasını tavsiye etmiştir. Düğün öncesi aileler birbirlerini gereksiz ve beyhude masraflarla üzmemelidir. Birbirlerini anlayışla karşılamalı ve yardımcı olmalıdırlar. Gereksiz masraflar aileler arasına nifak ve dargınlık sokmakta ileri ki dönemlerde küskünlüklere sebep olmaktadır. Ayrıca yapılan gereksiz borçlar genç evlileri maddi ve manevi olarak olumsuz etkilemektedir.  Peygamber Efendimiz, ‘Nikahın hayırlısı kolay olanıdır’ buyurmaktadır. İnsanlar birbirleri ile karşılaştıkları zaman yüzleri kızarmayacak şekilde hareket etmelidir.
   
Düğünlerimizde islami kurallara dikkat etmeliyiz. Bir tarafta hayırlara vesile olması için dua ederken diğer taraftan haramların işlenerek düğün yapılması doğru değildir. Kadın-erkek birbirleri ile oynaması, giyim kuralları ihlal edilerek açılıp saçılmak doğru değildir. Erkeklerin kendi arsında, kadınların da kendi arasında oynayıp eğlenmeleri gerekir. Düğün ve merasimlerde ki çalınan müziklerin de ahlaka ve dini değerlere aykırı söz ve mesaj içermemesi gereklidir. Düğün ve merasimlerimizde islami ölçülere dikkat etmeli, dinimize, ahlakımıza, geleneğimize aykırı uygulamalardan kaçınmalıyız.
Düğün ve her türlü proğramlarımızda dinimizin koyduğu kurallara uymalıyız. Kadınların el-yüz-ayak hariç bütün bedenlerini örtmeleri farzdır. Erkeklerin göbekle dizkapağı altı örtülmelidir. Giyim de:
   
Kadın ve erkekler giyim de birbirlerine benzememelidir.
   
Giyilen elbiseler vücudu göstermeyecek kadar kalın olmalıdır. Tül ve transparan türü elbiseler bedeni gösterdiği için üzerlerine elbese giyilerek tedbir alınmalıdır.
   
Giyilen elbiseler vücut hatlarını belli edecek kadar dar olmamalıdır.
  
Giyilen elbiseler müslüman olayan milletlerin özel kıyafetleri olmamalıdr.
   
Ayrıca, bu merasimlerde komşularımızı, hastaları, çocukları hesaba katarak onların rahatsız olmamaları için azami gayret göstermeliyiz. Bu davranışların kul hakkını ihlal etmek anlamına geldiğini unutmamalıyız. 
   
Bizler daima kolaylaştırıcı olmalıyız, çünkü, zorlaştırıp insanların kalplerini kırıp işleri sarpa sardırmak doğru bir davranış değildir. Evlilik diğer taraftan akrabalıkların çoğalmasına sebep olur, yapacağımız yanlış davranışlar akrabalarımızla olan ilişkilerimizi zedeleyecektir. Bu da hiç hoş bir davranış olmayacaktır.


 Yaz Kuran Kursları-18.06.2010

     Yüce Allah Kur’an-ı Kerim de ‘Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer imtihan aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükafat vardır.’ Buyurmak suretiyle bizleri uyarmaktadır. Evlatlarımız bizlere Allah’ın önemli bir emaneti olup, onlarla ilgilendiğimiz zaman kazançlı çıkacak olan bizleriz. Bundan dolayıdır ki, yavrularımız dinini iyi bir şekilde öğrenmeli, kutsal kitabımızı okuyup anlayabilmeli, lazım olan dini ve milli değerlerle mücehhez olarak yetişmelidirler. Peygamber Efendimiz, ‘Evladın ana-baba üzerindeki hakkı üçtür. Doğduğu zaman güzel bir isim vermek, eğitim- öğretimlerini yaptırmak, evlenme çağına gelince de evlendirmektir.’ Buyurmaktadır. 
   
Yüce Allah Kur’an-ı ruhlarımız için deva, kalplerimiz için cila, insanlar için hidayet rehberi olarak göndermiştir. Kur’an-ı Kerim sayesinde insanlar doğru ile yanlışı birbirinden ayırt ederler. Helalı işleyip haramdan kaçarlar. Görevlerinin ne olduğunu öğrenip ona göre davranırlar. Hayatlarına rehber edinenler dünya ve ahiret mutluluğunu yakalarlar. 
   
Hazreti Peygamber den bu yana Kur’an hiçbir değişikliğe uğramadan satırlara ve hafızalara kazınarak bizlere intikal etmiştir. Kur’an-ı güzel okumak, anlamak, yaşamak  için insanlar birbirleriyle yarışmışlardır
   
2010 yılı Kur’an’ın insanlığa gönderilişinin 1400. yılıdır yani Kur’an yılıdır. Okulların tatil olmasından dolayı, yavrularımızın tatillerini iyi bir şekilde değerlendiemeleri açısından 21 Haziran da başlayacak yaz kurslarına ciğerparelerimizi gönderelim. Onları cami ve cemaatla tanıştıralım. Çocukluğunda cami ve cemaatla tanışmayanlar hayatları boyunca bu sıkıntıyı yaşamaktadır. Cami ve cemaata yabancı olarak yetiştiemeyelim. Camiler inananların bir arada ibadet edip sorunlarını gidermesi gereken mabedlerdir
   
Yaz kursları için cami ye gönderdiğimiz yavrularımızı takip ederek eve geldiklerinde de onlara yardıncı olalım. Eğer yardımcı olmazsak istediğimiz başarıyı yakalamayız. Onları şimdiden ibadete alıştırmalıyız. Sevgili Peygamberimiz ‘ Sizin en hayırlınızKur’an-ı öğrenen ve öğreteninizdir’ buyurmuşlardır 
   İlk inen ayetlerde Allah’ın adıyla okumadan bahsetmesi bizim için bir mesajdır. Bu mesajın ruhuna uygun hareket edelim ve yavrularımızı bu mesajdan mahrum bırakmayalım.


Üç Aylar -11.06.2010

       Sevgili Peygamberimizin ‘Allah’ım! Bize Recep ve Şaban aylarını mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır’ diye dua ettikleri mübarek üç aylara 13 Haziran  2010 Pazar günü kavuşacağız. 
   
Yüce Allah çok değer verip eşrefi mahlukat olarak yarattığı insanı, yapmış olduğu hata ve günahlardan arındırmak için bazı gece, gün, ay ve zamanları diğerlerinden faziletli kılmıştır. Bu zaman dilimlerini ihya eden kullarına ikramda bulunarak affetmektedir. Bize düşen görev Yüce Rabbimizin rahmetine sığınarak tövbe edip af dilemektir.
   
Üç aylar olarak bilinen Recep, Şaban ve Ramazan ayları feyiz ve bereketi bol olan aylardır. Bu manevi iklim feyiz ve bereket yönünden mümbit bir dilimdir. Yüce Rabbimiz üç ayların içerisine Regâib, Mirac, Beraat ve Kadir gecelerini ihsan ederek bizlere büyük lutuflarda bulunmuştur. Bu zaman dilimleri duaların kabul edilip reddedilmediği, tövbelerin kabul edildiği, günahların affedildiği, Rabbimizin rahmetinin üzerimize sağnak sağnak yağdığı zamanlardır.
   
Peygamber Efendimiz, ‘Beş gece vardır ki onlarda yapılan dualar reddolunmaz; Recep ayının ilk cuma gecesi olan Regâib gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesi olan Beraat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı geceleridir.’  Buyurmuşlardır.
   
Gölgesi üzerimize düşen üç aylar için maddi ve manevi yönden hazırlanmalıyız. Kendimizi hesaba çekerek işlediğimiz günah ve sevaplarımızı  düşünüp yaptığımız sevaplardan dolayı Rabbimize Hamd etmeliyiz, hatalarımıza pişman olup tövbe etmeliyiz. Ayrıca gafletimizden dolayı eda edemediğimiz ibadetlarimizi vaktinde yerine getirmek için daha dikkatli davranmalıyız.
   
 Sevgili Peygamberimiz’ Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan ise ümmetimin ayıdır’ buyurmuşlardır. Böyle değeri yüksek aylara hürmet edip bu ayların şanına uygun hareket ederek hayatımızı değerlendirmeliyiz. Ayrıca 17 Haziran 2010 Perşembeyi 18 Haziran 2010 Cumaya bağlayan gece Regâib Kandilidir. Allah’ın kullarına bol ihsan ve lütfu anlamına gelen regâib, inananların rahmet ve mağfirete eriştiği gecedir. Bu geceye has bir ibadet olmamakla birlikte, gündüzünü oruçlu ılarak geçirmek, fakir fukaraya yardım etmek, anne-babalarımızın ve büyüklerimizin ellerini öpüp hayır dualarını almak, küskünlükleri gidermek, geceyide namaz kılarak, Kur’an okuyarak, salatü- selam getirerek ve tövbe istiğfar ederek ihya etmeliyiz. Recep, Şaban, ve diğer aylarda ayın başında, ortasında ve sonunda üç gün oruç tutmak, yine pazartesi ve Perşembe günlerini oruçlu geçirebiliriz. 
   
Geçen üç aylarda aramızda olduğu halde şimdi ahirete intikal eden kardeşlerimizi düşünerek ve bir daha ki üç aylara kavuşup kavuşamayacağımızı idrak ederek içinde bulunduğumuz zamanın kıymetini bilerek yaşayalım. Son pişmanlığın faydası yoktur, onun için dünya ve ahiret için hazırlıklı olalım. Dün öldü, bugün can çekiştirmekte, yarın ise daha doğmadı. Zamanımız su gibi akıp gitmekte ve asla geri gelmeyecektir, onun için en büyük sermayemiz zamandır. Geç olmadan kıymetini bilelim.
   
Bu vesile ile mübarek üç ayların şahsımız, ailemiz, ülkemiz ve tüm islam âlemi için birklik, beraberliğe vesile olmasını Rabbimizden niyaz eder, hayırlara vesile olmasını temenni ederim. Kandiliniz mübarek olsun.


Hased - 02.06.2010

   Hased, sözlükte çekememek manasına gelmektedir. Dindeki anlamı ise, başkasında olan herhangi bir varlığın ondan alınıp kendisine verilmesini, veya kendisine verilmese dahi o nimetin ondan alınmasını istemektir. Hasedin varlığı kişinin sağlam bir iman ve teslimiyetten mahrum olduğuna delildir. Hz. Adem’in cennetten şeytanın vesvesesi neticesinde çıkarılmasıda hasedin neticesidir. Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılması da hased neticesinde olmuştur. Hased kıskançlığın sonucudur, kişi kendisinden üstün gördüğü kişiyi kıskanır onu çekemez. Hasedin kaynağı Allah’ın taksimine razı olmamak ve bu taksimi beğenmemektir. 
   Hased hastalığına yakalanan kimse hased ettiği kişinin başına bir musibet gelince sevinir. Oysa hasedin maddi ve manevi bir çok zararı vardır. Bunlar: kişinin imanına zarar verir, hakiki bir şekilde inanan kişi kalbini her türlü haram olan duygu ve düşüncelerden arındırmalıdır, oysa başkaları için kötü düşünen insan o kötülüğe uğrar. Hased ettiği kişiyi gördükçe huzuru kaçar ve hayatı ızdırap içinde geçer. Hased bütün kötülükler için kapı aralar, kıskanan insan bir çok harama dalar. Hased eden kimsede kamil iman olmaz, çünkü Allah’ın taksimini beğenmemiştir. 
   Şeytan hased neticesinde Allah’ın rahmetinden kovulmuştur. Hased eden kişi kendisini değerli ve büyük görür, oysa kibirlenmek ve büyüklük taslamak dinimizde yasaklanmıştır. Hased amellerimizin heba olup gitmesine sebep olur, ateşin otu yaktığı gibi amelleri bitirir. Hasedin bir manası da kıskançlıktır, kıskançlık, insanda iyi ve kötü işlere sebep olabilir. Kişinin hanımını, eşini, başkalarından kıskanması hased değil gayret olup dinde övülmüştür. Fakat başkasına ait nimet ve değerleri kıskanmak, onların yok olmasını dilemek hased olup haramdır. Hased her insanda olabilir, onun için çok dikkatli olmak lazımdır. Hasedin diğer bir çeşidi de imrenmedir. İmrenme, başkasında olan bir nimete , iyiliğe imrenip ona yetişmek veya ondan ileri gitmek için yarışmaktır. İmrenmede başkasına ait olan malın yok olmasını dilemek yoktur, o malın kendisinde de olması için çalışma ve istek vardır. İmrenme de başkasının sahip olduğu nimet için üzüntü ve elem yoktur. 
   Peygamber Efendimiz ‘Ancak iki kişiye imrenilebilir, biri Allah’ın kendisine mal verip, bu malı hak yolunda harcamaya muvaffak kıldığı kimse, diğeri de Allah’ın kendisine ilim verip bununla amel eden ve başkalarına öğreten kimse’ başka bir hadisi şerifte ‘Birbirinize hiddetlenmeyin, birbirinrze hased etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları kardeş olun. Bir müslümana üç günden fazla din kardeşi ile dargın durması helal olmaz’ buyurmuşlardır.


İstanbul'un Fethi -27.05.2010

   
Hz. Peygamberimiz (Sav.) Efendimizin ‘İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden  asker ne güzel askerdir’ hadisi şerifine nail olabilmek için İstanbul tarihte defalarca kuşatılmış bu müjdeye 21 yaşındaki, Sultan Mehmet nail olmuştur, İstanbul’u fethettikten sonra Fatih ünvanını almıştır. 
   İstanbul’un fethi bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılmasına sebep olmuştur. Fatih Sultan Mehmet çok iyi eğitim alan, bir çok yabancı dil bilen, dini yönden devrin önemli müderrislerinden ders alan önemli bir komutandı.  29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul fehedilmiştir. Peygamberimizin sahabelerinden Hz. Eyyup el-Ensari hazretleri seksen yaşına yakın bir dönemde İstanbul’un fethi için gelmiş ve şehit olarak bugün adını alan EYÜP ilçesinde medfundur. Fetih açmak manasına gelmektedir. Bir belde halkının müslümanlarla tanışması ve islamın güzelliklerini görmesi onların kalbinin islama açılması için önem arzeder. Bunun neticesinde İstanbul’da taşayan yerli halkın kendiliğinden müslüman olması bunun delilidir. İstanbul’un yeniden Bizansa geçmesi için çalışanlara karşı yerli halkın ve kilise önderlerinin karşı çıkması çok manidardır. İslamın kılıç zoruyla yayıldığını iddia edenler acaba İstanbul fethedilince niçin müslüman olmayanlar öldürülmediğinin cevabını vermek zorundadırlar. Ayrıca haçlı savaşlarını izah etmek durumundadırlar. Yerli halka havan atışı neticesinde zarar gelmemesi için gemilerin karadan yürütülmesi de dikkat çekicidir. Kiliselerin, havraların padişahın emriyle açılıp yahudi ve hırıstiyanlara tahsis edilmesi dikkat çekicidir.  Aksine Padişahın fermanıyla yerli halk inanç ve yaşantılarında serbest bırakılıp din ve vicdan özgürlüklerini doyasıya yaşamışlardır. Ayrıca İstanbul yapılan hizmetlerle tarihte iz bırakan eserlerle donatılmıştır. Camiler, kervansaraylar, yollar, medreseler, hanlar, hamamlar..vb. eserler. 
   Önemli olan bir yeri fethettikten sonra oraya yatırım yapıp orasının imarına çalışmaktır. Bugün İstanbul’a gelen turistlerin ziyaret yerlerini Osmanlı eserleri oluşturur. İstanbul tarih boyunca gerek stratejik gerekse konum itibariyle hep cazibe merkezi olmuştur. Dünyada en çok adına şiir, kitap, edebi eserler yazılan şehirlerden birisidir. Dünyanın gözü İstanbul’un üzerinde olmuştur. Bugün bizler Fatihlerin torunları olarak vatanımız, milletimiz için çok çalışıp üreterek hizmet etmeliyiz. Atalarımızın mirasına sahip çıkmak sözle değil çalışıp başarmakla olur. Fatih veya fetih ruhu yaşatılıp canlı tutularak nesilden nesile aktarılmalıdır. Genç nesiller tarihini ve milli-manevi değerlerini iyi bilip şuurlu bir şekilde yetiştirilmelidir.Tarihin akışını değiştiren böyle önemli olaylar toplumların birlik ve beraberliği için çok önem arzeder, milletleri oluşturan fertlere heyacan, şevk, coşku verir ve onlara ışık tutar. Ayrıca fetih için o dönemde topların, havanların kullanılması müslümanların teknolojik açıdan çağın gerisinde kalmamaları için bir uyarıdır. 
   İstanbul’un fethedilişinin yıldönümünde bu uğurda şehit ve gazi olan ecdadımımızı rahmet ve minnetle anarken, birlik, beraberlik içinde yaşayıp hayatımızın kıymetini idrak etmeliyiz. Artık savaş ve mücadeleler tankla topla değil, bilgi ve kalemle yapıldığı için gençlerimizi çok iyi bir şekilde yetiştirmeliyiz.
    Merhum Arif Nihat Asya’nın bir dörtlüğü ile konuya son noktayı koyalım.

Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden

Seninde destanını okuyalım ezberden

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden

Elde sensin, dilde sen.. gönüldesin, baştasın

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.


Gençlik-21.05.2010

    İnsanın çocukluk, gençlik, yaşlılık olmak üzere üç dönemi vardır. Bu üç dönemin ayrı ayrı özellik ve güzellikleri vardır. Bunların en önemlisi ve insan hayatı üzerinde en etkili olanı gençlik dönemidir. 
   Bu dönem gücün, kuvvetin ve sağlığın yerinde olduğu bir dönemdir. Olaylara karşı duyarlı ve dayanıklı olup istediği şeyleri yapabilecek güçtedir. Onun için gençlerin enerjilerini iyi ve güzel işlerde kullanmaları gerekir. Mutlu ve huzurlu olmak için, gençlerimizin her türlü kötü alışkanlıklardan uzak kalması gerekir. Alkol, uyuşturucu, eroin, kumar, satanizm gibi zararlı alışkanlıklardan korunmalıdır. Bu gün toplumumuzda artarak devam eden cinayet ve huzursuzlukların kaynağında gençlerimizin manevi değerlerden mahrum kalması yatmaktadır. Gençler toplumların geleceğidir. Gençler maddi ve manevi değerlerle mücehhez yetiştirilmelidir. Vatanına, milletine, ailesine ve maddi ve manevi değerlerine sahip çıkacak yararlı bir birey milletlerin geleceğidir. Gençliği sağlam ve başarılı olmayan bir milletin geleceği tehdit altındadır. Tarihin derinliklerine gömülmeye mahkumdur. Gençlerimizin, teknoloji çağının yetimleri olmamaları için onların sorunlarıyla ciddi bir şekilde ilgilenip üstesinden gelmeliyiz. Bugün, internet, bilgisayar gibi faydalı fakat iyi kullanılmadığı zaman zararlı olan aletlerden dikkatli bir şekilde istifade etmeleri için çaba sarfetmeliyiz. Yoksa bu çocuklarımız çağın yetim ve öksüzleri olacaklardır.
 
   İyi yetişmiş bir nesil hem kendini hem de milletini kurtaracaktır. Başta kendini yaratıp hayat hakkı veren Allah'a karşı görevlerini yerine getirecektir. Gençlerin yaptığı ibadet dolunay gibi parlak ve bereketli oacaktır. Sevgili Peygambermizin gençlere değer ve önem verdiği gibi bizlerde evlatlarımıza değer ve önem vermeliyiz. Evlat atasını ya vezir ya rezil edecektir Ona göre tedbirimizi alalım. Gençler, gençliklerinin kıymetini bilip iyi değerlendirmelidir. İş işten geçtikten sonra bir anlamı ve değeri olmaz. Gençler anne-babalarının ve ihtiyarların telkin ve tavsiyelerine kulak verip ibret almalıdır. Tarih tekerrürden ibarettir. Yaşlılıkta pişmanlığın bir faydası olmayacaktır.
 
   Şairin dediği gibi 'Nolaydı gençlik bir daha geri gelseydi de yaşlılığın bana yaptığını ona anlatsaydım'. diye şikayette bulunmanın ne anlamı olabilirki?.


Dürüstlük-   15.05.2010 

   Yüce Allah kur'an-ı kerimde 'Allah'a inandım de, sonra dosdoğru ol' buyurmaktadır.  
   
Her şeyden önce Allah'a iman gelir, Allah'a imandan sonra dürüstlüğün anılması dikkat çekicidir. İman olmadan ne yapılan ibadetin ne de hayır ve iyiliğin Allah katında bir değeri vardır. İnsan istikamet sahibi olalıdır, istikamet dosdoğru olmak demektir. Bu sıfat Peygamberlerde olması vacip olan sıfatlardandır. Dürüstlük büyük bir fazilettir. Kişi dürüst olduğu oranda çevresinde güvenilir ve saygı duyulur. 
   Dürüstlük, sözde, özde, işte olmak üzere üç kısımdır. Sözde dürüstlük: Peygamberimiz el-emin (güvenilir) diye bilinirdi, inanan inanmayan her insan Peygamberimize güvenirdi. Müslüman kendi aleyhine olsa bile doğru söylemelidir. Doğruluk insanların dayanak ve direğidir, doğruluk olmadan evde ailede, ülkede anlaşma ve kaynaşma olmaz. Doğruluğun olmadığı aile ve milletler çöker. Yalancılık münafığın özelliklerindendir. yalanın her çeşidi haramdır, hele hele yalancı şahitlik yapmak en büyük günahlardandır. Yalancı şahitleri başkasını kurtaracağım diye dünya ve ahiretlerini yıkan zavallı kişilerdir. Kişinin gördüğü bir olayla ilgili plarak şahitlik yapmaması da günahtır. Özde doğruluk: Müslümanın sözü gibi özü (içi) de doğru olmalı, kötü duygu ve düşüncelerden arınmalıdır. Düşündüğü gibi konuşmalı, konuştuğu gibi olmalıdır. Sözü ile özü birbirine uymayan kişi olgun müslüman değildir. Peygamber Efendimiz,' Kişinin imanı doğru olmaz kalbi doğru olmadıkça, kalbi doğru olmaz dili doğru söylemedikçe, kişi cennete giremez komşusu kötülüğünden emin olmadıkça' buyurmaktadır. Bazı insanlar 'sen benim söz ve davranışlarıma bakma, benim kalbim doğru' diyerek doğru olmayan hareketlerine mazeret uydururlar. Bu doğru olmayan bir tutum olup tasvip edilemez. İnsanın kalbinde olan şeyler ağzı vasıtasıyla ortaya çıkar. Ağız kalbin tercümanıdır.İşte doğruluk: Müslümanın sözü ve özü doğru olunca işi de doğru olacaktır. Müslümanın işinde hile ve haksızlık olmaz, kendi işini doğru yaptığı gibi başkalarının işlerinide sağlam yapar. 
   Allah'a inanan ve yaptığı işlerin hesabını bir gün vereceğini bilen insan başkasına haksızlık yapamaz. Peygamberimiz bir gün bir ekin yığınına uğrar mübarek elini ekinin içine sokar ve parmakları ıslanır, bunun üzerine ekin sahibine: Bu ne? diye sorar. Onu yağmur ıslattı, deyince, Peygamberimiz: Oıslak kısmı insanların görmesi için onu ekinin üstüne koysa idin ya. BİZİ ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR.' buyurmuştur.


Anne Sevgisi - 08.05.2010 

   İnsanoğlunun dünyaya gelmesinin ilk faktörü ona hayat hakkı tanıyan yüce Allah''tır. İkinci faktör ise anne babasıdır. Yüce Allah''ı bilip tanıdıktan sonra onun emri gereği dünyaya gelmesine sebeb olan anne babasına itaat etmesi farzdır. Anne yavrusunu dokuz ay karnında taşımakta binbir zahmetle dünyaya getirmekte ve onun bebekli döneminde bütün ihtiyaçlarını gidermekte, gece gündüz demeden yavrusuna hizmet etmektedir. Anne baba ihtiyarladığı zaman onların ihtiyacını gidermek evlatları üzerine bir görevdir.  Burada bir görev değişimi sözkonusudur. Cennet annelerin ayağı altındadır buyuran Yüce peygamberimiz annelere gereken değeri  vermektedir. Anne babaya  senenin bir kaç gününü tahsis ederek onların gönlünü almaya çalışmak anne babayı unutanlar için bir vesile olsa bile Yüce Allah senenin ve günlerin her anında anne babaya itaat etmeyi  emretmektedir.  Dolayısıyla  anne babaya bir gün ayırmak birazda cimriliktir. Anne babasına itaat edene her sabah ve akşam cennette iki kapı açıldığı gibi onlara isyan edenlere cehennemden iki kapı açılmaktadır.  Anne babasına itaat etmeyen kişi öncelikle kendini büyük ve aşırı değerli görmekte kendisini dünyaya getiren ve herşeyini borçlu olduğu anne babasını değersiz ve fazlalık olarak görmektedir. Dolayısıyla bu insanlık onuruna aykırı bir davranıştır. Kişi anne babasına olan borcunu anne babası köle olsa ve onları kölelikten kurtarsa yine de ödemiş olmaz. Anneler dünyaya getirmiş olduğu bütün yavrularını ayırt etmeden hiçbir karşılık beklemeden büyütmekte fakat evlatları yaşlı olan anne babalarına gereken ilgi ve alakayı gösteremeyip ihtiyaçlarını giderememektedir.

   Anne babaya saygı olarak onlardan fazla sesini yükseltmemek, onların önünden yürümemek, onlar birşey istediği zaman yerine getirmek, anne babanın karşısında  saygılı bir şekilde durup oturmak, eğer fazla yaşlı iseler ihtiyaçlarını  saygı içerisinde gidermek gibi görevlerimizi aksatmadan yerine getirmeliyiz. Dünyada herşey zaman içerisinde tekrar kazanılıp tekrar kaybedilebilir. Ancak anne baba dünyadan ahirete göçtükten sonra bir daha kavuşulamaz. Kavuşma mekanı da Alllah''ın huzurunda olacağı için ona göre muamele etmeliyiz. Anne babamız bizler için bir rahmet kaynağıdır. Bu rahmet kaynağının kıymeti bilinmelidir.


Kul Hakkı- 01.05.2010

   Her insanın doğuştan getirmiş olduğu Allah''''ın verdiği hakları vardır. İnsan hakkı dokunulmaz haklardandır. Öyleyse insan hem başkalarının hakkına saygı gösterecek hem de kendi hakkına razı olması lazımdır. Kişi kendi hakkına razı olmadan başkalarının onun hakkına saygı göstermesini beklemesi doğru değildir. Kul hakkı önemli bir hak olduğu için yüce Allah''''a tövbe etmeden önce hak sahibi ile helallaşması gerekir. Tövbede aslolan günahları terketmek, yapılan günaha pişman olup gözyaşı dökmek, o günaha bir daha dönmemek, varsa kul haklarını ödemektir.  Peygamberimiz veda hutbesinde kendisinden alacaklı olanların haklarını alması konusunda dikkat göstermiştir. Bir peygamber kul hakkında bu kadar titiz davrandığına göre bizlerin daha dikkatli olması şarttır. Özellikle günümüzde yayaların geçtiği kaldırımlara araba parketmek, çevre temizliğine önem göstererek yerlere çöp atmamak, komşularımızı incitmemek, özellikle kamu alanlarında elektrik, su, kağıt, yolsuzluk, kamu araçlarını şartlarına uygun kullanmamak gibi davranışlar kul hakkına girmektedir. İnsanların sahip olmuş olduğu varlıkları kıskanarak onlara zarar vermek hem Hak''''kın vermiş olduğuna rıza göstermemek hem de itiraz sözkonusu olduğu için doğru değildir. Özellikle günümüzde yürüyüş ve gösterilerde çevreye o bölgede yaşayan insanlara zarar vermek kul hakları açısından dikkat edilmesi gereken davranışlardandır. Peygamberimiz kızı Fatıma''''nın bile suç işlemesi halinde ona gerekli cezayı vereceğini belirtmesi kul hakkının dünyada ödenip ahirete taşınmaması konusundaki titizliği göstermektedir. Dünyada insanlar haklarını alamasalar bile ahirette herkes hakkını alacaktır.

   Yüce Allah''''ın sıfatlarından biri de adil (adalet) sıfatıdır. Herkese eşit muamele eder, her hak sahibine hakkını tam olarak eksiksiz olarak verir. Dünyada yapılan hiç bir şey karşılıksız kalmayacaktır. İşin ahiret boyutunu da düşünerek Dünyada çok hassas davranmalıyız. Yoksa ahiret hayatımızda sıkıntılarla karşılaşırız. Dünya ve ahiret mutluluğunu istiyorsak her hak sahibinin hakkını ödemeliyiz. Bu bir kayıp değil, bizim için bir kazançtır...



Mesaj- 26.04.2010

   İnsanlar ihtiyaçları olan konularda meramını karşı tarafa aktarmak için eskiden elçiler (ulaklar) kullanırlardı. Günümüz dünyasında e-mail, cep telefonları, telgraf gibi teknolojik imkanlardan faydalanmaktadır. Mesajda gaye insanlara ulaşmak ve onlara iletilerini sunmaktır. Yüce Allah'ta (cc) insanlara peygamberleri vasıtasıyla emir ve yasaklarını iletmiştir. Allahü teala mevsimlerde gece ve gündüzde ve yaratmış olduğu tüm bitki ve hayvanatta insanlara yönelik mesajlar yaratmıştır. İlkbaharla beraber açan çiçekler insanların ölümünden sonraki dirilişi için ipuçları vermektedir. Sonbaharda yaprakların dökülüp ağaçların adeta kuruma hadisesi insanların ölümünün habercisidir. Kur'an-ı Kerim okuduğumuz zaman Allah'ın mesajını net bir şekilde alırız. Onun için kendimizi ilahi mesajlara hazırlamalı ve daima alıcı pozisyonunda olmalıyız. Atalarımız dediği gibi anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az misali herşeyden ibret almasını kendimize bir uyarıcı kabul etmeyi bilmeliyiz. Dünyada herşey bir gaye için yaratıldığına göre insan gibi harikulade bir varlık gayesizmi yaratıldı? İnsanın yaratılış gayesi de Allah'ı tanıması ve ona kulluk görevlerini yerine getirmesidir. Bu gaye olmadığı zaman insanın değeri ve anlamı kalmaz. Günümüz teknolojisinin geldiği noktada insanın gayesi ve hayatının anlamı net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ölümü yokedemeyeceğimize göre ölüme hazırlıklı olmak en akıllı yoldur. O yolda üzerimize düşen görevleri yerine getirmek ve ibadetlerimizi aksatmadan eda etmektir.
    Bu görevleri yerine getirenler Hakkın mesajını algılayıp gereklerini yerine getirmiş olur.



 

Çocuk- 22.04.2010

      Yüce Allah insan neslinin devamı için onlara gözlerine aydınlık, gönüllerine sürur olan evlatlar lutfeylemiştir. Evlatlarımız bizlere Allah’ın bir emaneti ve nimetidir. Aynı zamanda dünya hayatımızın imtihan vesilesidir. Her çocuk islam fıtratı üzere doğar, anne-babasının vermiş olduğu değerleri kabul eder.
   
      Dünyaya gelen masum elatlarımıza güzel isim vermek, sağ kulağına ezan sol kulağına kamet getirmek, doğumdan yedi gün sonra akika kurbanı kesmek, onları helal lokma ile beslemek, iyi bir eğitimle dini ve fenni ilileri öğretmek, bir meslek sahibi kılmak, askerliğini yapmasını sağlamak, evlendirip mutlu bir yuva kurmasına yardımcı olmak, iyi arkadaşlar edinmesini sağlamak anne- babanın görevleridir. Bunlar anne- babanın görevleri olup yerine getirilmelidir. Yoksa yakıtı insan ve cinler olan cehennem ateşi bizlere dokunacaktır.

      Çocuklarımızın içki, kumar, esrar, eroin gibi kötü ve zararlı alışkanlıklar edinmemesi için onlara helalı ve haramı öğretmeliyiz. Öğretmediğimiz takdirde onların işlediği günahlardan nasibimizi alacağız. Çünkü her anne- baba sorumluluk sahibidir. Evlatlarımıza verbileceğimiz en büyük değer  güzel  ahlaktır. Çocuklarımıza yedi yaşında namazı öğretmeliyiz. Evlatlarımıza asla beddua etmemeliyiz, hayır dualar edip Allah ‘dan yardım dilemeliyiz. Çocuklarımız arasında kız-erkek ayrımı yapmamalıyız, mirastan bütün çocuklarımızın alması için adil davranmalıyız. İnsanların çocuklarına veya kardeşlerine miras hakkını vermemesi haramdır. Çocuklarımıza değer verip onların sağlıklı gelişmesi için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Hata yaptıkları zaman uygun bir dille onları uyarıp doğrusunu öğretmeliyiz. Onlardan asla sevgimizi esirgememeliyiz. Peygamberimiz torunları Hz. Hasan, Hüseyin, ve Ümame’yi kucağına alıp sevmiş, onlarla oynamış, namaz  kılarken bile onlara kolaylık sağlamış, onları incitmemiştir. Hata yaptıklarında onları dövmemiş, onlara doğrusunu öğretip dua etmiştir.

       Unutmayalım ki bugünün çocukları yarınlarımızın büyükleri olacak ve bizlerin ölümüyle her şeyimizi onlara bırakıp ahirete gideceğiz. Öyleyse onları yarınlara göre yetiştirip hazırlamalıyız. En büyük ve en önemli mirasımız evlatlarımız olup onların yeme, içme, giyinme, barınma ihtiyaçlarını düşündüğümüzden kadar dini değerlerimizi öğrenip ahlaklı ve faydalı nesiller olması için gayret göstermeliyiz





Kur'an-ı Kerim Okumak-19.04.2010

   Kutlu Doğum haftası dolayısıyla haftanın mana ve önemine binaen Kur'an-ı Kerim'i okumak, anlamak ve yaşamak önem arz etmektedir. Bir müslümanın dünya ve ahirette mutlu olmasının tek yolu Yüce Kitabımıza uygun bir hayat sürdürmektir. Kur'an okumak ve okutmak önem arz eder. Peygamber Efendimiz 'sizin en hayırlınız Kur'an- okuyan ve okutandır' buyurmaktadır. 

   Kur'an-ı okutan okutma ve okuma sevabına nail olurken okuyan kişi hem okuma sevabının yanında okunmasına da vesile olduğu için büyük sevaba kavuşacaktır. Okumak, birncisi Kur'an okumak, ikincisi büyük kitap manasına kullanılan kainatı okumaktır. Zaten Kur'an da kainattan haber verilmektedir. Baharın şu günlerinde bitkilerin çiçek açarak canlanmasıda ölümden sonraki dirilmeyi haykırır. 14 asırdır okuna gelen bu kitap kendisine uyanların yücelmesine sebep olmuş ve onları tarihin sayfalarına altın harflerle yazılmasına sebep olmuştur. Hayatımızda ihtiyaç halinde kaç tane dil öğreniyoruz, kaç tane meslek öğreniyoruz, bunun gibi ebedi hayatımızda bize lazım olacak kitabımızı acaba neden öğrenemiyoruz?. Kalbinde Kur'an dan bir ayet bulunmayan kişinin kalbi harap olmuş bir ev gibidir. Kur'an okuyan kişi Yüce Allah'ın hitabına mazhar olmaktadır. Ayrıca Kur'an okuyan kişiye şefeat edecektir. Kur'an-ı Kerim'e inanmak imanın şartlarından olup haber verdiği bütün hükümleri kabul etmek şarttır. Hayatımızda Kur'an-ı öğrenmek ve yaşamak ne kadar önemliyse bizden sonraki nesillerede öğretmek o kadar önemlidir. Peygamberimizin ahlakı kur'an dı. Peygamberimizin yolunu takip etmek isteyen kişi Kur'an'la tanışmalıdır. Bizden sonraki nesillerin mezarımızın başında gazete, dergi okumasını istemiyorsak başımızda Kur'an okunmasını istiyorsak nesillerimize Kur'an-ı öğretmeliyiz. Evlatlarımız okudukça bizim amel defterimiz kapanmayıp sevap yazılmaya devam
edecektir.



Kutlu Doğum Haftası- 14.04.2010
 
   Ülkemizde 14-20 nisan tarihleri arası kutlu doğum haftası olarak kutlanmaktadır. Kutlu doğum peygamberimizin doğumunu ifade etmektedir. Böyle önemli gün ve geceler manevi hayatımızda önemli yer tutar. Dünya hayatının meşkalesiyle bunalan gönüllerimiz böyle manevi bir iklimde rahatlamaktadır. Kutlu doğum haftasında önemli olan Peygamber efendimizin getirmiş olduğu mesajı algılayıp hayatımıza tatbik etmektir. Peygamberimiz rahmet ve şefkat peygamberiydi. Bir savaş dönüşünde yuvasından alınan yavrularının ayrılığına dayanamayan anne kuşun yavrularını tekrar yuvaya iade ettirerek rahmetini ortaya koymuştur. Savaşta düşmanlarına beddua etmemiştir. Hep affedici olmuştur.Torunları hazreti Hasan, Hüsseyini namaz kıllarken ihmal etmemiştir.Peygamberimiz güvenilir(el_emin) idi mekkenin fethinde kendisini mekkeden çıkaran insanları affederek onları serbest bırakmıştır.Kadınların ve kız çocuklarının değeri olmadığı ve kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir dönemde cennetin annelerin ayağı altında olduğunu ifade ederek değerlerini ortaya koymuştur.
    Kutlu doğum haftası ve kuranın indirilmeye başlayışının 1400.yılı sebebiyle kuranla ve sünnetle tanışmanın bir fırsatını yakalamış bulunmaktayız. Her gün akşamları 1 saat gibi bir zamanı kuran ve peygamberimizin hadislerini okumaya ayırarak, kendimizi ve ailemizi, toplumumuzun kurtuluşu için çalışmalıyız


İmtihan -10.04.2010  
   
    
 Öğrenciler ilköğretim ve lise eğitiminin ardından hayatlarının; önemli  sınavlarından biri olan üniversiteye giriş sınavına giriyorlar. Bütün öğrenci kardeşlerimize başarılar dilerim. Sınavları kazananlar uzun bir eğitimin semeresini almış olacaklardır.

     İnsanoğlunun hayatı hep sınavdır. Buluğ çağıyla beraber dini sorumlulukları başladı. Yaptığı her iyi davranış sevap hesabına, yapması gerektiği halde yap(a)madıklarından ve yaptığı haramlardan hesap verecektir. Dünyada yaratılan her şey bir gaye uğruna yaratıldığı gibi insanın gayesi de, Muhyiddin’i Arabi’nin dediği gibi ‘Kesb-i amel, Seyr-i Cemal’  yani: dünyada amel yapıp ahirette Yüce Allah’ın cemalini cennette seyretmesidir. Uzun bir ömrün hesabı o kadar kolay olmasa gerek. Yüce Allah bizi hesaba çekmeden biz kendimizi hesaba çekmeliyiz. En azından hergün başımızı akşam yastığa koyduğumuzda o günün hesabını yapmadan uyumamalıyız Bu gün Allah için ne yaptım diyerek kendimizi sorgulamalıyız. İnsan tek kendi vicdanına yalan söyleyemez. Yaptığımız davranışlar vicdanımızda sızı oluşturmuyorsa, yüzümüzü kızartmıyorsa, bizi tedirgin etmiyorsa o günümüz kazançlı geçti demektir. Eğer vicdanen rahatsız olmuşsak, bu işi niye yaptım diyerek rahatsız olmuşsak Yüce Allah’a tevbe edip af dileyelim.

  Ahiret hayatımızın önemli sınavında başarılı olamazsak sırat’tan düşüp azabın merkezi olan ateşe düşmek kaçınılmazdır. O ateş ki, yakıtı insanlar ve taşlardır. Ve bitip tükenme bilmeyen bir hayattır. Öyleyse vakit geçmeden, nefes bitmeden, tevbe imkanımız varken Allah’ın rahmetine sığınalım. Allah affedicidir, affetmeyi sevendir, biz tevbe kapısını çalarsak elimiz boş dönmeyecektir. Allah’ın affedemeyeceği hiçbir günah yoktur. O’nun rahmetinden ümit kesmek en büyük günahlardandır.


Ölüm - 10.04.2010

    Ölüm, ruhun bedeni terk etmesi ve insanın dünyadan ahirete intikalidir.  Ölümle, ruh bedeni terk ederek ruhlar alemine, ruhun terkiyle cansız kalıp ceset haline gelen bedenin mezara konulmasıdır. Nasıl ki elektriksiz bilgisayar tüm fonksiyonlarını yerine getiremiyorsa ruhtan mahrum kalan bedende et parçasından farkı kalmıyor.
    Kur'an'ın ifadesiyle her canlı ölümün tadıcısıdır. Ecel değişmeyeceğine ve bizim ne zaman ve nerede emr-i Hak'la karşılaşacağımız belli olmadığına göre her zaman hazırlıklı olmalıyız. Mezar taşlarına baktığımızda bebek, çocuk, genç, ihtiyar her yaştan insanın yattığını görürüz. Daha ben gencim diyerek kendini kandıranlar zararı kendilerine vermektedir .Peygamber Efendimiz 'Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursun’  buyurmak suretiyle dünyada helal ve harama dikkat ederek yaşamamızı istemektedir. İnsanların mallarına tecavüz edenler, dedikodu, gıybet, iftira edenler, namaz, oruç, zekat, hac ibadetlerini yarine getirmeyenler, elleri ve dilleriyle insanlara zarar verenler, devlet ve insanların hakkını yiyenler ve benzeri suçları işleyenler ölürken rahat ve huzurlu bir şekilde tebessüm ederek ölebilecekler mi?. Bu günahları işleyen müslüman elde imkan varken tevbe edip hakkını gasp ettikleri insanlarla helallaşmalıdır. Yoksa kıyamet günü, her hak sahibi hakkını alacak, yani hak sahibine suçlunun sevapları verilecek, sevapları yetmezse hak sahibinin günahları suçluya yüklenmek suretiyle kişi, Peygamberimizin ifadesiyle 'MÜFLİS' haline gelecektir. Peygamber Efendimiz 'Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur' buyurmaktadır. Kişi dünya ve ahiretini burada şekillendirmektedir. Tatmayan bilmez misali ölüm acısını ancak tadan bilir ki o zaman da iş işten geçmiş olacaktır.

    Dünya hayatını Yüce Allah'ın emirlerini yerine getirerek, hakkıyla çalışarak, dürüst, takva dairesinde yaşayanlar ahiret hayatının cennetine kavuşacak olanlardır. Bu da Hz. Mevlana'nın ölümü, 'Sevgiliye Kavuşma' olarak nitelendirdiği andır. Bahar ayında her bitkinin yeniden canlandığı gibi mezarından canlanarak kalkacak insanoğlunun hesaba, mizana hazırlıklı olmalıdır. Yolculukta aslolan yolcunun varacağı yerde rahat ve huzurlu olmasıdır. Ahiret yolcusu olan bizimde varacağımız noktalarda 'Hoş Geldin' diyerek istenen ve kabul edilen bir misafir olabilmemizdir. Altından ırmaklar akan, her türlü nimetin varolduğu cennete kavuşup Allah'ın Cemalini seyretme zevkine kavuşmak için dünyada hazırlık yaparak ahirete kavuşmanın gayretinde olalım.  Cenaze defnedildikten sonra cenaze evinde yemek yemek dinen doğru bir hareket değildir. Aslolan cenaze evine komşuların yemek götürüp ikram etmesidir. Kişinin ölüm esnasında ve sonrasında bağırarak ağlamak ve elbisesini yırtarak bağırıp çağırmak dinimizce yasaklanmıştır. Bu olaydan ölen kişi rahatsız olmaktadır.

    Ölünün ardından yedisinde, kırkında, elli ikisinde yemek vermek, mevlit ve Kur’an  okutmak dini bir gelenek değildir. Yemek ve mevlit her zaman ve her yerde olabilir. Kişi ölünce çenesi bağlanır, ayakları başparmaklarından birbirine bağlanır, gözleri yumulur, elleri yanına getirilir, saç, sakal ve vücudundaki kıllar ve tüyler kesilmez. Cenaze yıkanmadan yanında Kur’an okunmaz ama başka odada okunabilir. Kişi öldükten sonra geride kalan eş, dost ve akrabasına taziyede bulunulur. Ölen kişinin ardından kötü söz söylemek doğru değildir. Kişinin cenaze namazına katılıp techiz ve tekfinine katılmak dini görevlerimiz arasındadır.
  


Ağaç Dikmek05.04.2010

   Peygamber Efendimiz Kıyametin kopması esnasında elinde bir fidan olan kişinin o fidanı dikme imkanı olacaksa dikmesini tavsiye ettiğine göre bizlerin de her zaman bu isteğe cevap olarak ağaç dikme konusunda hassas olmamız lazımdır. Ayrıca dikilen ağacın meyvesinden ve diğer nimetlerinden canlılar faydalandığı sürece diken kişiye sevabı olacaktır. Atalarımız hiç ağaç dikmemiş olsalardı şimdi kainat ne durumda olurdu?. Ağaç dikmek kadar dikilen ve yaşayan ağaçlara sahip çıkarak korumak ve bakımını yapmak da önem arz eder. Ayrıca ağaçlarında Yüce Allah'ın yarattığı canlı olmasından dolayı ağaç ve bitkilere zarar verilmemelidir. Ağaç diken, dikilmesine sebep olan, bakiımını yapan sevaba kavuşur.

   Bundan dolayıdır ki ağaç dikme ve benzeri hayır işlerinden uzak kalmamak lazımdır.   



İman - 27.03.2010 

   İmanın kelime anlamı tasdik etmek, herhangi bir şeye kesin olarak inanmaktır.

Dindeki anlamı ise, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Yüce Allah tarafından haber verdiği kesin olarak bilinen şeylerin doğru olduğuna kalpden inanmaktır. İki kısma ayrılır: İcmalî iman: Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şehâdeti diliyle söyleyip kalbiyle tasdik eden kişi kısaca ve toptan 'icmâlen' iman etmiş olur. Tafsılî iman: İman edlecek şeylerin hepsine ayrı ayrı inanmaktır. Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, kaza ve kadere vb. bu bölüme girer. İmanda asıl olan kalp ile tasdiktir.Kişi Allah'ı ve O'nun peygamberi aracılığı ile göndermiş olduğu hükümlere kalbiyle inanırsa mü'min olur. Dil ile ikrar etmesi mü'min olduğunun bilinmesi için gereklidir. Kısacası iman, dil ile ikrar kalp ile tasdiktir. 
  O halde mü'min olduğunu diliyle söylediği halde kalben iman esaslarını tasdik etmezse gerçek manada iman etmiş olamaz.Ayrıca iman bir bütün olup parçalanma kabul etmez. Allah'ın ve Rasülünün haber verdiği hükümlerin bir veya bir kaçına inanmayan kişi mü'min olamaz, onun içindir ki inanılacak şeylerin hepsine inanmak şarttır. Kalpdeki imanın dışa yansıması olan LÊ İLÊHE İLLALLÂH MUHAMMEDÜN RASÜLÜLLÂH manası, Allah'dan başka ilâh yoktur, Muhammed Allah'ın Rasülüdür , EŞHEDÜ ENLÊ İLÊHE İLLALLÂH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHÜ VE RASÜLÜHÜ, manası Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed aleyhis-selam O'nun kulu ve elçisidir manasına gelen kelime-i tevhit ve kelime-i şehadeti kalbiyle tasdik edip diliyle söyleyen kişi mü'min olur. 

  İmanımız bizim en değerli şeydir, onun için imanımıza zarar verecek söz ve davranışlardan şiddetle kaçınmalıyız. İmansız olarak ahirete inikal edenler en talihsiz en bedbaht kişilerdir.
  


        


0 Yorum - Yorum Yaz
Duyurular
  ÇEŞMELERİMİZ

Telefon No'su Değişen Üyelerimiz

Sizin Seçtikleriniz

 
Ziyaret Bilgileri
 
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret8342
 
Döviz Bilgileri
 
Kur Alış Satış
Dolar 1.4960 1.5060
Euro 1.9250 1.9400
 
Hava Durumu

 
ESNAF REHBERİ
 


 
 
Web Tasarım: Doğu Bilgi İşlem